Şenel Patent – 0.232. 462 82 38
Header image

Author Archives: admin

35. Marka Tescil Sınıfında Değişiklik

October 28th, 2011 | Posted by admin in Marka Tescil - (0 Comments)

 

Marka tescil sınıfları içerisinde, toptan, parekende, katalog ve internet üzerinden satışlar hizmet grubuna ait olması sebebiyle en önemli sınıf olan, 35. sınıfta değişiklikler yapıldı. Buna göre daha önce, “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için çeşitli malların bir araya getirilmesi hizmetleri” şeklinde genel olarak ifade edilen hizmet sınıfı, bundan böyle , “Müşterilerin malları elverişli bir şeklide görmesi ve satın alması için “….” bir araya getirilerek sunulması hizmetleri” olarak değiştirilmiştir. Hizmet listesinde “…” olarak gösterilen boşluğa, mal, mal grubu ya da sektör adı belirtilecek, ilgili hizmet birden fazla mal ya da sektörü ilgilendirmekte ise “çeşitli malların” ifadesinin uygulanması gerekmektedir.Buna göre ;

35. Sınıfa İlişkin Başvurusu Yapılmış ya da Tescil Edilmiş Markaların Başvurularının Yenilenmesi gerekmektedir :              Türk Patent Enstitüsü yapmış olduğu açıklamada, bugüne kadar 35. sınıftan tescil başvurusunda bulunulmuş ya da tescil edilmiş markalarda, ilgili hizmet listelerinin belirli bir mal, mal grubu ya da sektör adı belirtilerek değiştirilmesi yönündeki taleplerin kabul edilmeyeceğini beyan etmiştir. Bu durumda daha önceden başvurusu yapılmış ya da tescil edilmiş 35. sınıfa ilişkin markaların yeni koşullara göre değerlendirilip yeniden başvurularının yapılması gerekmektedir.

Yeni Başvuruda Dikkat Edilecek hususlar: Yeni yapılacak başvurularda, mal, mal grubu ya da sektör, açık olarak belirtilecek (kırtasiye malzemesi, plastik ürünleri, tekstil sektörü gibi) ya da birden fazla sektöre ilşkin mallar satışa sunuluyorsa, “çeşitli malların” tabiri kullanılmak suretiyle başvuru yapılması gerekmektedir.

Tescile Uygun Olmayan Tanımlamalar :    Marka tescil başvurusu aşağıdaki tanımlamalara göre yapılırsa başvuru reddedilecektir.

1) Satış hizmetleri

2)Parekende satış hizmetleri

3)(Mal grubu yada sektör belirtilerek) “…” parekende satışı hizmetleri

4)9. ve 11. sınıflara dahil malların parekendeciliği hizmetleri

5)Tüm malların parekendeciliği hizmetleri

6)Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için 24. ve 25. sınıflara dahil malların bir araya getirilerek hipermarketlerde  sunulması hizmetleri

Bu değişikliğe neden ihtiyaç duyuldu?

Avrupa Topluluğu Adalet Divanı (ATAD) 7 Temmuz 2005 tarihli Praktiker kararında, bizzat satış işleminin kendisinin “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için çeşitli malların bir araya getirilmesi hizmetleri”nin konusu olmadığını, ilgili hizmetin asıl işlevinin “malların tüketiciye sunumu amacıyla çeşitli malların bir araya getirilmesi ” olduğunu kabul etmiştir. ATAD ilgili kararında ayrıca, hizmetin kapsamının anlaşılması için sunuma konu malların veya bu malların genek itibariyle ait oldukları sektörlerin hizmet tanımına eklenmesi gerektiğini ifade etmektedir.

Türk Patent Enstitüsü 1999 yılından günümüze kadar olan uygulanmasında, “çok sayıda farklı sektöre ait malların bir araya getirilmesi hizmetlerini” tescile uygun kabul etmesine rağmen, “belirli bir sektör ya da mal ve hizmetlerin belirtildiği hizmet tanımları” tescil edilebilir nitelikte bulmamakta iken, yapılmış olan değişiklikle bu artık mümkün hale gelmiştir.

Ezgi Güler
Tasarım, benzer ürünlerin rekabetinde, anlamlı farklılıklar ve katma değer yaratmak açısından son derece önemli bir araç.  İnovasyon sürecinin asli bir unsuru olan endüstriyel tasarıma verilen önem ülkemizde giderek artsa da hem devlet hem de özel sektör tarafında verilen destek yeterli değil. Türkiye’de son dönemde artan tasarım yarışmaları, tasarımla ilgilenen kitlelerin artmasını sağlarken, inovasyon sürecinde tasarıma biçilen rolün estetikten ziyade gereksinim odaklı ve kullanıcı beklentileri doğrultusunda geliştirilmesi gereken, teknoloji bağlantılı bir etkinlik olmasına da dikkat çekiyor.

Bugünün rekabet ortamında, firmalar için ürünlerinin fiyatı, kalitesi, teknolojik ve fonksiyonel unsurları rekabet avantajı sağlamada son derece etkili ancak yeterli değil. Global rekabetçi pazarda yer almak isteyen firmalar, ürünlerini farklılaştırmak için çeşitli yöntemler geliştirmek zorundalar. İşte bu noktada rekabetin beklentisi büyüdükçe “tasarım” etkin bir araç olarak öne çıkıyor ve yeni ve önemli bir rekabet unsuru olarak hak ettiği yeri buluyor.

Türkiye’de endüstriyel tasarımın geldiği noktaya baktığımızda, son yıllarda Avrupa nezdinde önemli gelişmelerin yaşandığını söylemek mümkün. Zira Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının verilerine göre, Türkiye, son yıllarda marka ve endüstriyel tasarım başvurularında Avrupa’nın en çok başvuru yapan ilk üç ülkesi arasına girdi. 2011 yılının ilk 6 ayında ise endüstriyel tasarım sayısı yüzde 22 artışla 19 bin 794′e yükseldi. Başvurulara şehir bazında bakıldığında ise İstanbul, Kocaeli, İzmir, Ankara ve Bursa gibi şehirlerin başı çektiğini görüyoruz.

Ancak uluslararası arenada, inovasyon sürecinde sistematik bir araç olarak benimsenen tasarım konusu ülkemizde olduğu gibi dünyada da önem kazanıyor ve pek çok ülkenin tasarım konusu için ulusal politikalar oluşturduğu bir dönemde özellikle Avrupa’nın tasarımı inovasyon politikalarına dahil etme çalışmaları göz dolduruyor.

Bu çalışmalardan örnek verecek olursak; AB Komisyonu Nisan 2009’da “Kullanıcı odaklı İnovasyon olarak Tasarım” başlıklı bir çalışma dökümanı yayınladı ve tasarımın AB inovasyon politikalarına dahil edilmesi konusunda on-line bir kamuya açık danışma süreci başlattı. Bu yıl AB Tasarım Inovasyon Girişimi Sekretaryası tarafından yürütülen Rekabet Edebilirlik ve Yenilik Programı kapsamında “Teknolojik Olmayan ve Kullanıcı Merkezli Ortak Eylemler: Avrupa Tasarım İnovasyon Girişimi 1. Eylem Planı” duyuruldu. Ve yine tasarımın inovasyonun tam merkezinde yer almasına ilişkin Avrupa Komisyonu’nun yürüttüğü bir dizi çalışmadan bahsetmek mümkün.

KOSGEB’den tasarım sunan KOBİ’lere öncelikli destek

İnovasyon sürecinde artık stratejik bir araç olarak görülen tasarıma ilişkin global markaların agresif tutumları, global tasarım sektörünün gün geçtikçe zorlaşan koşullarını işaret ediyor. Endüstriyel Tasarımcılar Meslek Kuruluşu (ETMK) Dernek Genel Başkanı Berna Dalaman’a göre, ülkemizde endüstriyel tasarımın gelişimi tasarımcılar, üreticiler ve ilgili devlet kurumlarının birlikte ve daha güçlü çalışması ile hızlanacak.

Bu noktada endüstriyel tasarımda devletin desteği ve verdiği teşvikleri incelediğimizde ülkemizde ülkesel tasarım politikaları Türk Tasarım Danışma Konseyi çalışmaları dahilinde üretiliyor. Ekonomi Bakanlığı ise geçtiğimiz sene Tasarım Destek Tebliğini yayınlayarak tasarım ofislerini ve tasarımcıyı özellikle yurtdışı tanıtımlarında destekleyeceğini beyan etti. Kalkınma ajansları ise yaratıcı endüstrilere verdiği maddi destekler ile tasarımın yol kat etmesinde önemli bir etki yaratıyor KOSGEB ise tasarım ile ilgili projelerinde KOBİ’lere öncelikli destek veriyor.

Bunların dışında Berna Dalaman, ülkemizde son yıllarda sayısı giderek artan tasarım yarışmalarının tasarımın daha görünür olmasını tetiklediğini söylüyor: “Tasarım yarışmaları, tasarımın yarattığı farklılığın görünür olmasındaki en etken yöntemlerden biri haline geldi. Tasarım yarışmaları ile birçok yeni fikrin yaratılması süreci desteklenirken, yarışmalar sadece yeni ürünler ve yeni fikirlerin gelişmesi değil, tasarım ile ilgilenen yeni kitlelerinde oluşmasını sağlıyor. Bu etkiler toplumda tasarım kültürünü oluşturmakta ve yaşam kalitesini tasarım aracıyla da artmasına da etki ediyor. Ülkemizdeki en önemli ve tek tasarım ödülleri ise Ekonomi Bakanlığı, TIM ve ETMK ortaklığında gerçekleşen DESIGN TURKEY.”

Artan tasarım yarışmaları, yalnızca tasarımla ilgilenen kitlelerin artmasını sağlamadı elbette. Aynı zamanda inovasyon sürecinde tasarıma biçilen rolün estetikten ziyade gereksinim odaklı ve kullanıcı beklentileri doğrultusunda geliştirilmesi gereken, teknoloji bağlantılı bir etkinlik olmasına da dikkat çekmeye başladı.
Ülkemize baktığımızda insanların ihtiyaçlarına cevap üretmek için yeni ve kullanıcı odaklı tasarımlara ihtiyaç duyuyoruz. Endüstriyel tasarımın Türkiye’de daha fazla gelişmesi için devlet tarafında Bilim, Teknoloji ve Sanayi Bakanı himayesinde kurulan Türk Tasarım Danışma Konseyi tasarımın gelişmesi amacı ile stratejik eylem planları yaparak gelişime katkı veriyor.

Özel sektör tarafında ise özgün alanlarda yarışmalar düzenleniyor ve tasarımcı istihdamını artırarak tasarım yoluyla marka yaratmak için çalışmalar yapılıyor.
Üniversiteler ise imkanlar dahilinde sanayi ile bilimsel çalışma ortamları yaratarak tasarım merkezleri kurulması için adım atıyor.

İnovasyon sürecinin merkezinde yer alan endüstriyel tasarımın geleceği, yapılan çalışmalar ve artan bilinç sayesinde oldukça parlak gözüküyor. Dalaman her ne kadar bundan 20 yıl önce mesleğin tanınırlığı neredeyse yok denecek kadar azdı dese de son on yılda gittikçe büyüyen bir ivme ile tasarım mesleği gelişiyor. Dalaman bu noktada, “2015 yılının, ülkemiz için Tasarım Yılı veya İstanbul’un dünya tasarım başkenti olması çok uzak bir düşünce değil” diyor.

Bugün ülke gündemine damgasını vuran konulardan biri de yerli otomobil. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın sanayicilere “Artık yerli otomobilimizi üretelim” çağrısı yaptığı şu günlerde şüphesiz en merak edilen konu aracın tasarımı. “Türkiye’de üretilecek her şeyiyle yerli üretim olan bir otomobilin tüm parçalarının Türkiye’de Türk tasarımcıların elinden tasarlanması mümkün olabilecek mi?” diye sorarken, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün konuyla ilgili geniş kitlelerin talebini dikkate alan bir üretim ve tasarım anlayışıyla hareket edecekleri dışında henüz bir bilgi vermedi. Dalaman ise yerli otomobilin tasarımını yapabilecek gerekli donanıma sahip, yeterli sayıda Türk tasarımcısı mevcut olduğunu söylerken, ülkemizde otomotiv yan sanayinde çalışan çok sayıda tasarımcılarımız olduğu bilgisini veriyor. Türkiye’deki tasarımcılar konusunda esas ihtiyaç duyduğumuz şey Dalaman’a göre, “bu tasarımcılarımızın dünya çapında bilinirliğinin artması için devlet, sanayi ve tasarımcı iş birliği içinde birlikte çalışması.”

Brokoliye patent veriliyor…

October 23rd, 2011 | Posted by admin in Patent Tescil - (0 Comments)
Brokoliye patent veriliyor
Münih’teki Avrupa Patent Dairesinde brokolinin marka olarak korunup korunmayacağı tartışıldı, karar ‘evet’ olarak verildi; Patent Dairesi önünde protesto edilecek

Dünya Bülteni / Haber Merkezi

Almanya’nın Münih şehrindeki Avrupa Patent Dairesinde bugünlerde tarihinin belki de en ilginç ürün tartışması yapıldı. Bir sebze türü brokoliye patent istenip istenilemeyeceği sorusu masaya yatırıldı. Brokoliye patent alınması mahkemelik olunca konu Münih Avrupa Patent Dairesine taşındı. Tarafların burada uzlaşmasıyla brokoliye patent alınabileceği kararı verildi ve tartışma sona erdi.

Uzlaşmayla İngiliz firması ‘Plant Bioscience’ yetiştirme haklarının yalnızca kendisine verilmesinden feragat etti, ancak sebzenin patentinden vazgeçmedi. Davacı olan ‘Syngenta’ ve ‘Limagrain’ isimli rakip  şirketler de kararı kabul etti.

Patent Dairesi sözcülerinden birisi asıl kararın büyük şikayet mercii Patent Dairesi tarafından verileceğini bildirdi. Ancak olayın içinde olan ve ismi verilmeyen birinin verdiği bilgiye göre Patent Dairesi ‘EP 1069819’ bitki patentini onayladı.

BROKOLİ PATENTİNE PROTESTO

Sebze türü brokoliye patent verilmesine karşı çıkanlar önümüzdeki Çarşamba günü Avrupa Patent Dairesi önünde toplanarak protesto gösterisi yapacaklarını açıkladı. Greenpeace’in bilimci uzmanı Christoph Twen, bu davanın temsili özellik taşıdığını, patent dairesinin bu şekilde her tür sebzenin ve hayvanların patentleşmesine kapı açtığını söyledi. Patent Dairesine, sebze ürünlerine patent almak için yaklaşık 800 başvuru yapıldı.

Avusturalyalı bir araştırma enstitüsü, yeni geliştirdiği bir arpa türü için patent müracaatı yaptı. Bu arpadan yapılan ekmeğin hazmı daha kolay oluyor. Greenpeace örneğin bu arpa türüne patent verilirse ondan üretilen ekmek, makarna gibi ürünleri de içine alabileceğini düşünüyor. Patent Dairesine yapılan yüzlerce müracaatta buna benzer ürünler için patent isteniyor.

Damal bebeği, Ayvalık zeytinyağı, Ödemiş patatesi, Ege pamuğu, Ege inciri, Ege üzümü, Antep baklavası, Antakya künefesi, Antep fıstığı bugüne kadar Türkiye’de alınmış coğrafi işaretlere örneklerdir.

Tescil koruma için yeterli değildir. Coğrafi işareti tescil ettiren kişi ya da kurumlar, tescilden sonra, coğrafi işaretin marka değerinin artırılması konusunda çalışmalar yapmalı ve coğrafi işaretin kullanımını denetlemelidir. İyi organize edilmiş bir marka çalışması ve denetim ile, yöreye özgü ürünü üreten ya da pazarlayan kişi veya kurumların, aynı ürünü emsallerine göre yaklaşık % 20 oranında yüksek fiyattan satmaları mümkündür.

Türkiye’deki birçok coğrafi işaret tescili olmasına karşın, bir çok da tescil bekleyen coğrafi işaret olmasına karşın bunun asıl yararının ne olduğu bilinmemektedir.
Tescilde en önemli kriter tescildeki amacın ilgili coğrafi işaretin varlığını sürdürmesi ve korunması olduğu, bunun hemen ardından etkili marka ve fikrî mülkiyet stratejileri ile gelire dönüşmesi gerektiği unutulmamalıdır.
Coğrafi işaret tescilinde temele yararlar;

1. -İlgili coğrafi işaretin ünlendiği şekille özelliğini korunması,
2. -Haksız yere o coğrafi işareti kullanarak hem haksız kazancın sağlanmasının önlenmesi, hem de ürünün aslından sıyrılıp bozulmasının engellenmesi,
3. -İlgili coğrafi işareti hak ettiği şekliyle kullananların gelirinin artması,
4. -Yörenin coğrafi işaret sayesinde tanınması ve ilgili coğrafi işaretin dışında ek gelirlerin elde edilmesidir.
5. -Turizm gelirleri artmasıdır.

Coğrafi İşaret Tescil Aşamaları

October 16th, 2011 | Posted by admin in Coğrafi İşaret Tescil - (0 Comments)

Coğrafi işaret tescilinde amaç o yöresel ürünü korumak ve hatta yaygınlaştırmak olduğundan 555 sayılı KHK ve yönetmeliği de ilgili coğrafi işaretin ortak özelliklerinin belirlenmesi, ilgili kurumlarca kabul edilmesi ve tescil edilmesi üzerine kuruludur. Yani; Bir coğrafi işaretin tescili için öncelikle o ürünün ortak özellikleri, varsa üretim şekilleri, o ürünün oluşması için coğrafi şartların şart olup olmadığı gibi kriterlerin oluşturulması gereklidir. Bu kriterler ile birlikte kullanılacak “markanın” netleştirilmesi gereklidir. Markadan kasıt coğrafi işaretin nasıl anıldığının netleştirilmesidir. Oluşturulan veya zaten var olan ama standartlaşmayan bu özelliklerin netleştirilmesi ile coğrafi işaret başvurusu bir dilekçe ile Türkiye’de Türk Patent Enstitüsüne, yurt dışında ise Dünya Ticaret Örgütünün TRIPS anlaşmasına uygun davranan ülkelere başvurusu yapılır.
Türkiye’deki başvuruda Türk Patent Enstitüsü (TPE) kendisine yapılan başvuruyu inceler. İncelemeyi bir üniversiteye veya uzman kuruma yaptırabilir. İncelemeden olumlu olarak geçen başvurular resmi gazetede yayınlanır ve aynı zamanda yüksek trajlı bir ulusal gazetede yayınlanır. Yayınlanan bu başvurulara herhangi bir kişi veya kurum görüş verebilir ve itirazda bulunabilir. Bu görüş ve itirazlar söz konusu coğrafi işaretin oluşması ve özellikleri ile ilgilidir. Eğer görüş ve itirazlar olursa TPE bu görüş ve itirazları başvuru sahibine bildirir ve karşı görüş ister. Bu incelemelerde (ve varsa itirazlarda) TPE coğrafi işaretin tescilini haklı bulduğunda tescile karar verilir. Coğrafi işarete yönelik itirazlarda süreç 6 aydır. Bu süreçte itiraz sahibi, söz konusu coğrafi işaretin usulüne uygun olmadığı veya tescile uygun olmadığını ispat edebilirse coğrafi işaretin reddi söz konusudur.
Türkiye’deki coğrafi işaret başvurularında büyük çoğunlukla tescil edilmektedir. Ancak konu hakkında bilinç seviyesi düşük olduğundan dolayı birçok coğrafi işaret gerçek hak ettiği standartlarda tescil almamakta, bu ise asıl ürüne zarar vermektedir.

Coğrafi işaret tescili için temel şart, ortak özellikler içeren bir ürün ve bu ürünün anıldığı yöre adını taşımasıdır. Ancak buradan her ortak özellikteki ürün ve yöre adı anlaşılmamalıdır. Örneğin, Ayvalık zeytinyağı ortak özellikteki zeytinlerden yine ortak özellikteki üretim yöntemiyle “özel bir mamül”üretilmesi ve bu “özel mamüle” “Ayvalık zeytinyağı”denilmesi coğrafi işaret konusudur. Ancak, Ayvalık’da veya başka bir yerde, örneğin İzmir ’de bu yöredeki işletmelerin Manisa’dan ortak özelliklerde zeytin getirip, ortak üretim metotları ile yine bir zeytinyağı üretmesi ve buna “Ayvalık zeytinyağı” denmesi bir coğrafi işaret konusu değildir. Hatta hayali olarak üretilen bu zeytinyağı, Ayvalık zeytinyağından daha kaliteli olsa bile, daha çok tanıtılsa bile bu bir yöresel marka, coğrafi işaret değildir. Çünkü Ayvalık zeytinyağında olduğu gibi coğrafi işarette zamanla, “doğal olarak” oluşmuş, bir nevi kendi kendine ortaya çıkmış bir yöresel ürün ve isim olmalıdır. Halk o ürünü zaten o yörenin ismi ile bilmiş olmalıdır. Ondan sonra ortak özellikler ve ortak isim şartı gelir.
Ancak buradan coğrafi işaretin pazarlama ve fikrî mülkiyet konusu olmadığı, kendi kendine oluşan bir yöre ismi olduğu anlaşılmamalıdır. Coğrafi işaretin asıl başarısını arttıran, yörenin tanınırlığını ve ondan da önemlisini gelirini arttıran etkili marka ve fikrî mülkiyet yönetim aktiviteleridir.

Coğrafi işaret tescilinde bulunmak için öncelikle o ürünle, yöreyle veya o toplulukla bir ilginin bulunması gerekir. 555 Sayılı coğrafi işaretler ile ilgili Kanun Hükmünde Kararname, ilgili ürünü üreten veya pazarlayan,
-işletme,
-tüketici derneği veya
-o ürünle veya yöre ile ilgili başka bir sivil toplum örgütü, veya sanayi ve ticaret odası gibi bir kurumların
coğrafi işaret başvurusunda bulunabileceğini belirtmiştir. Başvuru hakkı böyle geniş tutulmasına karşın coğrafi işaret tescilinde marka gibi bir “tekel hakkı” oluşmadığı için, başvurunun bir şahıs ya da şirket tarafından yapılması halinde coğrafi işaret tescilinden beklenen yarar gerçekleşmez. Coğrafi işaret tescilindeki esas amaç, bir işletmeden ziyade özellikle yöresel ürünü üreteni ve pazarlayan işletmelere yarar sağlamaktır. Tescille amaçlanan, o ürünün ünlenmesine yol açan özelliklerinin korunarak gelecek nesillere aktarılmasıdır. İşte bundan dolayı coğrafi işaret tescilini yaptırması gerekenler, o ürünle ilgili ortak çalışması olan  dernek, birlik, ticaret odası, sanayi odası gibi devamlılığı olan ve topluma hitap eden kurumlar olmalıdır. Zaten dünyada da Türkiye’de de coğrafi işaret tescil sahipleri sivil toplum örgütleri ve kamu kurumlarıdır.

Coğrafi işaretler,

menşeadı
mahreç işareti
olarak ikiye ayrılmıştır.

Menşe adı,bir ürünün :

Coğrafi sınırları belirlenmiş bir yöre, alan, bölge veya çok özel durumlarda ülkeden kaynaklanması
Tüm veya esas nitelik veya özellikleri bu yöre, alan veya bölgeye özgü doğa ve beşeri unsardan kaynaklanması
Üretimi, işlenmesi ve diğer işlemlerinin tümüyle bu yöre, alan veya bölge sınırları içinde yapılması durumunda “menşe adını” belirtir.

Mahreç işareti, bir ürünün:

Coğrafi sınırları belirlenmiş bir yöre, alan, veya bölgeden kaynaklanması
Belirgin bir niteliği, ünü veya diğer özellikleri itibariyle bu yöre, alan veya bölge ile özdeşleşmiş olması
Üretimi, işlenmesi ve diğer işlemlerinden en az birinin belirlenmiş yöre, alan veya bölge sınırları içinde yapılması , durumunda “mahreç işareti” göstergesini belirtir.